FENOMEN

Felsefe Dünyası

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Felsefe Yazıları
Felsefe Yazıları

Cumhuriyet'le Osmanlı'nın sentezi olma çabam var

E-posta Yazdır

'Bütün mesele galiba kültürel şahsiyetini ve bir medeniyete bağlılığını içinde hissedip özümsemedir. İnşallah ben böyle biriyimdir'

Prof. Dr. Kenan Gürsoy Bu haftaki durağım Fatih Atikali'deki felsefe profösörü Kenan Gürsoy'un asırlık konağı. Her yanı anılarla örülmüş, geçmişten derin izler taşıyan bu evin sahipleri değerlerine sıkı sıkıya sarılmış gibi gözüküyor. Fotoğraflarınlarından anılarını çekip çıkardığım Gürsoy'un hayatı hangi karelere sığmış?

Anne tarafından Kenan Rifai Hazretleri'nin torunudur Kenan Gürsoy. Orta Anadolu'nun Aksaray ilinde yetişen, 1928'den itibaren Ankara'da okuyan ve Avrupa'ya hukuk öğrenimi için bursla giden bir babanın oğludur. Anne ise bunun tam zıddı olarak İstanbul'un ilmi açıdan aristokrat diyebileceğimiz bir ailenin kızıdır. 1950 yılında Ankara'da doğan Kenan Gürsoy, "Dedeme fikri olarak benzemeye çalıştım" diyor ve Ankara'nın Cumhuriyet dinamizmi ile İstanbul'un Osmanlı'dan kalan ilim, gelenek ve kültürünün sentezi bir insan olmayı amaç ediniyor. Çocukluk evresinde Semiha Ayverdi ile olan yakınlığı şahsiyetinde önemli temellerin atılmasına vesile olmüş çünkü; Ayverdi'nin eğitimciliğinin yanı sıra çocukların karekter oluşumunda medeniyetle buluşturucu bir misyonu vardır.

Devamını oku...
 

A non-egological interpretation of Husserl's phenomenology

E-posta Yazdır

A non-egological interpretation of Husserl's phenomenology

[Egosuz bir Husserl fenomenolojisi yorumu]

Arzu Yeğin 

(Devamını oku... 'yu tıkladıktan sonra lütfen dosyanın yüklenmesini bekleyiniz...)

Devamını oku...
 

“Yer”leşmenin düş(üm)lenmesi: Geleneksel Anadolu yerleşmelerinde “ara”lar

E-posta Yazdır

“Yer”leşmenin düş(üm)lenmesi: Geleneksel Anadolu yerleşmelerinde “ara”lar

[A poetic thinking of dwelling: The (in-between) in vernacular Anatolian settlements]

Beyhan Bolak Hisarlıgil

(Devamını oku... 'yu tıkladıktan sonra lütfen dosyanın yüklenmesini bekleyiniz...)

Devamını oku...
 

Geleneksel Anadolu yerleşmelerinde "ara"ların hermeneutik-fenomenolojisi

E-posta Yazdır

Geleneksel Anadolu yerleşmelerinde "ara"ların hermeneutik-fenomenolojisi

Beyhan BOLAK HİSARLIGİL, Belkıs ULUOĞLU

Özet 

Bu makale geleneksel Anadolu yerleşmelerinde mekânsal sürekliliği sağlayan “ara”ları mekân-zamansal bir eylemlilik durumu olarak hermeneutik - fenomenolojik bir anlayışla ele almaktadır. Günümüzün çerçeveleyen, hesaplayan ve temsil eden bilişsel dünyasında insan ve yer birlikteliği mekânsal üretim süreci ile kodlanıp parçalanarak mekân-zamansal sürekliliği sağlayan eklem(lenme)lerin zayıflamasına neden olmuş, iç/dış arasında, bir mekân ve diğeri arasındaki aralar da kaybolmuştur. Bu durumda, olanaklar açan yerler olan araların, iç/dış, aşağı/yukarı, şimdi/sonra gibi konumlanmaları bir karşıtlık olarak dayatmayan, ancak gündelik yaşamdaki bir iç içe birliktelik olarak açarak, insan ve yer ilişkilerindeki kavramsal ve biçimsel kodlara karşı direnç gösteren bir yol açabileceği düşünülmektedir. Geleneksel dönem yerleşimlerinde mekân-zamansal sürekliliğin kurulmasında oluşturucu olan niteliklerini günümüzde yitiren aralar, gündelik yaşamı yer ile örtüştürebilen bu yerleşmelerde avlular, sokaklar ve eşiklerde iç içe birliktelikleri açığa çıkarmaktadır. Araların varlığı Alman düşünür Martin Heidegger’in hesaplayıcı düşünme biçimlerinin karşısında hakiki düşünme olarak gördüğü şiirsel düşünmenin gündelik yaşamdaki bir uzantısı olan Anadolu türküleri ışığında araştırılmıştır. Şiirsel düşünmede bir ölçüt alma yolu olan türkülerle mekân-zamansallığın fenomenolojisi, çoğu Anadolu türküsünde geçen “evlerinin önü” motifi üzerinden geleneksel Anadolu yerleşmelerinden Germir, Darsiyak, Reşadiye, Nize ve Talas yerleşimlerinde yapılmıştır. “Evlerinin önü” motifindeki mekan-zamansal konumlamaları açığa çıkaran ve çok yönlülük anlatan bu “önündelik”, gündelik yaşamdaki karşılaşmalarla bütün yerleşme boyunca “evde-olma” duygusunu veren araları oluşturmaktadır. 

Anahtar Kelimeler: Yerleşme, hermeneutik-fenomenoloji, geleneksel Anadolu yerleşmeleri, türkü.

Tam Metin: PDF

İTÜDERGİSİ/a, Cilt 7, Sayı 2 (2008) 

 

Sabah Yıldızı: Romantizmden Gerçeküstücülüğe Yeni Mit – Michael Löwy

E-posta Yazdır


Michael Lowy

Dünyayı yeniden büyülemeye dair romantik stratejiler arasında mite başvurunun özel bir yeri vardır. Çeşitli geleneklerin sihirli kavşağında, mit, tükenmez bir semboller ve alegoriler, fanteziler ve iblisler, tanrılar ve yılanlar haznesi sunar. Bu tehlikeli defineden beslenmenin çeşitli biçimleri vardır: eski mitlere şiirsel veya edebi atıflarda bulunmak, mitolojiyi “bilimsel” açıdan incelemek, ve yeni bir mit yaratmaya girişmek. Bu üç durumda da, mitin dinî özünden bir şeyler yitirmesi, onu, dünyayı yeniden büyülemenin dünyevi bir aracı, ya da daha doğrusu kutsal olana kavuşmanın dinî olmayan bir yolu haline getirir.

Mitlerin Alman faşizmi tarafından tehlikeli bir biçimde yolundan saptırılması, ulusal ve ırksal simgelere dönüştürülerek manipüle edilmesi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından mitolojinin gözden düşmesine büyük oranda katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte, Ernst Bloch* gibi kimi antifaşist Alman entelektüelleri, miti –“geleceğin ütopik ışığıyla” aydınlatıldığı taktirde– Nazilerin kirli ellerinden kurtarmanın mümkünâtına inanıyorlardı (Frank, 1982).

Önceleri, ilk romantizm döneminde, bu ütopik ışık varlığını yoğun biçimde hissettiriyordu; 19. yüzyılın şafağında Friedrich Schlegel tarafından yaratılan “yeni mit”i, içinden aydınlatan gizli bir lamba gibiydi. Karşılaştırıldığında, bu yüce kaynak ile Üçüncü Reich’ın peydahladığı o karanlık mitolojik taklitler arasındaki karşıtlık göz çarpar. 

Devamını oku...
 

'Osmanlı Felsefî Çalışmaları' ve 'Voltaire' Üzerine Notlar (1)

E-posta Yazdır


Hilmi Yavuz'Tanzimat'tan Cumhuriyet'e devreden felsefe mirasımızı, sürece doğrudan müdahil kurucu aktörlerin arayışlarına tanıklık eden felsefî metinlerle gündeme getirmeyi amaçl[ayan]' Osmanlı Felsefe Çalışmaları Dizisi'nden yeni kitaplar yayımlandı. Çizgi Kitabevi, 'Osmanlı Felsefe Çalışmaları' dizisini şöyle tanıtıyor: '[Bu dizi] ülkemizde giderek daha güçlü bir biçimde köklerini arayan felsefenin tarihsel kaynaklarına yönelik ilgi ve arayışlara önemli bir katkı sağlıyor.' 

Bunun gerçekten canalıcı bir tespit olduğunu düşünüyorum. Osmanlı'da felsefî düşüncenin olmadığı konusundaki yerli oryantalist tavırlar dolayısıyla, Türk entelijansiyası neredeyse Osmanlı'da düşünme pratiği diye bir şeyden söz edilemeyeceğine karar vermişti: 'Osmanlı'da düşünce hayatı yoktur!' Tıpkı Divan şiiri gibi, Osmanlı entelektüel mirasını değersizleştiren ya da göz ardı eden bu ideolojik dayatmanın karşısına, Çizgi Kitabevi'nin bu dizisi, Tanzimat sonrası Osmanlı'nın felsefî müktesebatıyla çıkıyor. Bugüne kadar yayımlanan kitaplar, bu müktesebat konusunda yeterince açıklayıcıdır: Ahmed Midhat Efendi'nin 'İktisad Metinleri', Descartes'tan 'Usul Hakkında Nutuk' [Çeviren: İbrahim Edhem Mesud], Rıza Tevfik'in 'Bergson Hakkında'sı, Ziya Gökalp'in 'Felsefe Dersleri', Mehmed Emin Erişirgil'in 'Descartes ve Kartezyenler'i, Fatma Aliye Hanım'ın 'Terâcim-i Ahvâl-i Felasife'si, Abdullah Cevdet'in 'Fünûn ve Felsefe ve Felsefe Sânihâları', Zekeriya Kadri'nin 'Wilhelm Leibniz'i, Rıza Tevfik'in 'Darülfünûn Felsefe Ders Notları' [Geçerken belirteyim: Büyük yazar, düşünür, müzisyen ve sinemacı sayın Zülfü Livaneli, Rıza Tevfik'in 'sakallarından dolayı filozof sayıldığını' iddia etmişti!], Fatma Aliye Hanım'ın 'Tedkik-i Ecsâm'ı, Halil Nimetullah'ın [Öztürk] 'Dârülfünûn'da Felsefe Dersleri', İbn Miskeveyh, Ali Suavi ve Manastırlı Mehmed Rifat'ın metinlerinden oluşan 'Kebetos Pinaks: İnsan Yaşamının Tablosu', Hoca Tahsin'in 'Târih-i Tekvîn yahud Hilkat'i ve Beşir Fuad'ın 'Voltaire'i...

Devamını oku...
 

Isaiah Berlin’i okuyan Abdullah Öcalan...

E-posta Yazdır

ÖZGÜRLÜĞÜN ÇARPINTISI 
Rasim Ozan Kütahyalı

Isaiah BerlinDaha evvel birkaç yazıda büyük filozof ve fikirler tarihçisi Isaiah Berlin’den bahsetmiştim... Bu sene Berlin’in 100. doğum yılı. Britanya başta olmak üzere birçok ülkede Berlin çeşitli etkinliklerle ve eserlerle anılıyor...

20. yüzyılın entelektüel tarihinde benimsedikleri fikirlerden bağımsız olarak niteliği ve derinliği tartışılmayan, en karşıt görüşte olanların bile derinliği üzerinde ittifak ettiği bazı düşünürler vardır. Bazılarının ise –ki çağdaş Fransız düşünürlerinin çoğunluğu böyledir- niteliği ve derinliği tartışmalıdır... İşte Isaiah Berlin derinliği ve niteliği tartışılmayan mütefekkirlerden biri. Liberal-demokrat bir siyaset filozofu ama öncü olduğu, fikirler tarihi alanındaki çalışmalarında çoğunlukla kendi dünya görüşüne zıt birçok filozof üzerine çalışmış ve o isimlerin dehasından da istifade etmiş, karşıt olduğu isimlere her zaman hakkını vermiş biri. O, düşünürlerin, yandaşlarının gözden kaçırdığı bir sürü önemli yanını açığa çıkarmış bir isim aynı zamanda... Against the Current adlı başyapıtı tam da böyle makalelerinden oluşan bir kitap...
Devamını oku...
 

Isaiah Berlin İle Söyleşi

E-posta Yazdır


Isaiah Berlin İle Söyleşi
BRYAN MAGEE

Isaiah BerlinMAGEE- Bu açış konuşmasında bir giriş olarak bazı temel sorunları ele almayı öneriyorum. Herhangi bir kimse felsefeye neden ilgi duysun? Felsefe niçin önemlidir? Felsefe tam nedir? Bu soruları tartışmak için buraya davet ettiğim Sir Isaiah Berlin uluslararası üne sahip, Karl Marx’ın biyografisinin yazarı ve özellikle düşün tarihi alanındaki bilgisiyle tanınmış bir filozof. 

TARTIŞMA

MAGEE- Kendi isteğiyle veya eğitim yoluyla felsefeye ilgi duymamış bir kimseye, felsefeye ilgi göstermesi için ne gibi nedenler öne sürülebilir?

BERLIN- Herşeyden önce felsefi sorular kendinden ilginç sorular. Çoğu kez de bu sorular, birçok normal inançların temelinde yatan varsayımlarla ilgili. İnsanlar varsayımlarının fazla irdelenmesini pek istemezler –inançların temelini anlamaya itildikleri zaman kendilerini rahatsız hissetmeye başlıyorlar- fakat, gerçekte sağduyuya dayanana bir çok inançların temel varsayımları felsefi çözümlemenin alanına girer. Bu temel varsayımlar eleştirel bir gözle irdelendiklerinde bazen ilk görünüşlerinden çok az daha sağlam, anlam ve uzantıları ise oldukça bulanık olarak karşımıza çıkarlar. Bu soruları inceleyerek filozoflar insanların kendi haklarında bilgi edinmelerini sağlarlar.

MAGEE- Hepimiz bir noktadan sonra, temel var göstermeye başlıyoruz. Bu neden böyle?

BERLIN- İnsanlar fazla irdelenmekten hoşlanmıyorlar –dayandıkları temellerin ortaya çıkarılmasından ve yakından incelenmesinden rahatsız oluyorlar- kısmen de insanın etkinlik gereksinimi bu tür sorgulamayı kulakardı etmeyi gerektiriyor. Eğer belirli bir yaşam biçimini benimsemişseniz, durmadan “Niçin bunu böyle yaşıyorsunuz, benimsediğiniz amaçların doğru amaçlar olduğundan emin misiniz? Yaptığınız şeylerin inandığınızı söylediğiniz ahlak kural, ilke ve ülkülerine ters düşmediğinden emin misiniz? Benimsediğiniz bazı değerlerin çelişkili olduğunu kabul etmekten çekinmediğinizden emin misiniz? İkircilikli bir durumla karşılaştığınızda, bazen bu durumu olduğu gibi görmekten çekindiğiniz için, durumu görmezlikten gelip, sorumluluğu devlete, kiliseye, sınıf ilişkilerine veya üyesi olduğunuz kuruluşa, basit ve temiz insanların genel ahlak anlayışına yüklediğiniz olmaz mı?” gibi soruların sorulması insanları sinirlendirip kızdırır, kendilerine güvenlerini yitirmelerine neden olur ve doğal olarak bu gibi sorulara karşı bir karşı koyma eğilimi yaratır.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 ve 2