Fenomen: Felsefe Dünyası
Uludağ Üniversitesi - Birinci Uluslararası Felsefe Kongresi PDF Yazdır E-posta


Uludağ Üniversitesi - Felsefe Kongresi

Değerli Felsefe Dostu,

20. Yılını kutlayan Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü, 14 - 16 Ekim 2010 tarihinde "Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik" konulu uluslararası nitelikte bir kongre düzenleyecektir.

Üniversitemizin, Bursa Kent Konseyi'nin ve Uludağ Felsefe Derneği'nin ana destekçiliğini üstlendiği bu akademik etkinlik hakkında daha fazla bilgi almak ve/veya kongreye başvurmak isterseniz lütfen aşağıdaki web adresini ziyaret ediniz.

Saygılarımızla,

Prof. Dr. A. Kadir Çüçen
Kongre Başkanı
E-posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Tel: (0 224) 2941826

http://philosophy.uludag.edu.tr/ufk/tr/node/10

 
Hikmet’i Tarihe Sürgün Etmeyelim! PDF Yazdır E-posta


Sait BAŞER

Sait Başer"Bilen bilinen ilişkisi"nde bilginin imkanı, ancak özne ile nesne arasındaki -tabiî olarak mevcut ya da icat edilmiş- bir ortak alan ile mümkündür. Bilen özne ile bilginin kendisine atfedildiği zannedilen nesne arasında en azından özne nezdinde bir kök ortaklığının bulunduğuna inanılması gerekir. Anılan ilişki, inanışın doğal karakteri icabı olarak, bilinç sathına yükselmemiş açık seçikleşmemiş olabilir. Ama bu inanış, öznenin zihninde ortaya çıkan anlam yaratmayı temin etmektedir. Yaratmanın konusu tabiyatıyla anlam yahut bilgidir. Özne kendi ontik niteliklerinden bağımsız bilgi üretebilemez.           

            Rasyonalite, zannedildiği gibi hiç de uçsuz bucaksız bir kainatta uçuşan ve mutlak gerçeklikten haber veren bir yetenek filan değildir. Rasyonalite, öznenin içinde bulunduğu çeşitli şartlar bağlamında o şartların muhakemesini yapan ve bilgiyi ondan çıkaran, o muhakemenin sonuçlarına bilgi diyen bir yetenektir. Dolayısıyla kendi ontik algısına tamamen yad ve yabancı bir bilgi üretme imkanı yoktur. Keza insanın ontik yapısına dönük inanç ve kavrayışının temel elemanlarından biri, varlık karşısındaki tutum anlamındaki bir ahlaktır. Dolayısıyla bilgi üretmenin nasıl ontik algıyla kopmaz bir bağı varsa, tarif ettiğimiz türden bir ahlakla da o bilgiyi kesin sınırlarla ayırdetme imkanımız yoktur. Varlık sürekli kendini yenileyen yaratan yahut yaratılması devam eden bir daimi değişim ve dönüşüm içindedir. Dolayısıyla varlık karşısındaki tutum anlamında kullandığımız ahlak, insânî yaratmanın vadisi/zemini anlamına da gelir. Vakıa bu tür bir tavır alışın, yaratışın ontik, epistemik, etik temel ve sonuçları olduğu gibi, aynı faaliyetin estetik sonuçlarını da görmemezlikten gelmemeliyiz.  

            Uzmanlaşmacıların zannettikleri gibi, ilim ve düşünce hakikatte parçalanabilir çevre alanlardan tamamen müstakil olamaz. Varlık, bilgi, ahlâk ve güzellik insanın ilk ve genel kavrayışı, müphem ve muğlak dünya görüşü anlamına kullandığımız inanmasında hep birlikte içiçe girmiş bir realite olarak vardır. Modernizmin ve Batı dünyasının sırf maddeci yani parçalayıcı, yani yabancı elemanlardan mürekkep bir çoklu âlem icadı, İnsan-varlık ilişkisini gözden uzak tutuyor. Ve şabloncu yaşama alışkanlıkları dolayısıyla anlamlı bütünü bize göstermiyor. Umulurdu ki, "kendinde varlık" farkedişi, bizim geçen yazıdaki "eşyaya dost olmak" derken kastettiğimiz varlığın köken birliği dolayısıyla âlemin her bir unsuruna ve yaşama biçimlerine gösterilen saygı, sevgiyi ortaya çıkarsın. Garip bir tezatla hikmeti sevgisi adına yola çıkan felsefe insanları hikmete yaklaştıracağına, insanlığı hikmetin amacının aksine parçalı ve egoist hale getirmekte, onu varlığa karşı daha da hoyratlaştırmaktadır. 

            Hasan Basri Çantay Kur’an mealinde "Asr" suresini açıklarken, İmam Şâfî’den bir anektod naklediyor. İmam Şâfî mealen: "Kur’ân-ı Kerîm’de başka hiç bir sûre nâzil olmasaydı, biz Asr sûresinden hareketle Kur’ân’nın mesajını yeniden inşâ edebiliriz." diyesiymiş...Bu muhteşem bir farkediştir. Şâfî gibi Selefî geleneğe bağlı, rey ve kıyâsı İmâm-ı Âzâm’ın şahsında reddeden bir düşünürün ağzından çıkması yukarıdaki ifâdenin ağırlığını arttırmaktadır. İnsan inanması bağlamında bir bilgi teorisi, ahlâk ve estetiğe ulaşır. Modernizmin, sınıflı yapının mahsulü Batı’da ortaya çıkması sebebiyle, adalet fikrinden mahrum olan bu dünyada ego merkezli ve parçalayıcı sonuçlar doğurması kaçınılmazdı. Adalet fikrinin bu dünyada yer tutması ihtimali yoktu. Çünkü, adalet dediğimiz değer, kendisi sürekli adaletsizlik üreten sınıflı yapı ile fıtraten uyuşmaz. Değerler sisteminin kalbine adaleti yerleştirirseniz, Batı’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve hatta felsefî sistemi iflas eder, çöker. F. Bacon gibi işkence yöntemini canlı cansız dışınızda addettiğiniz gayrı ve düşman saydığınız âleme reva göremezsiniz. Eşyaya dost olursanız ("eşya" varlık anlamındaki "şey" kelimesinin çoğuludur) varlıktaki birliği görmüş olmanız, yahut buna inanmanız ve tabiatıyle dost olmanız gerekir. 

Registan

            Bizim batılılaşma maceramız bu işin kahramanlarının hem Batı’yı hem de bizi bilmeyişlerinden cesaret almıştır. Bir zamanların meşhur sloganını hatırlayalım: "Batının ilmini ve tekniğini alalım ama ahlâkını ve kültürünü almayalım". Âkif dahil bir çok düşünürümüzde bu sloganla karşılaşabiliriz.. Ne büyük hata! Televizyonu alacak ama sahne sanatlarına sırt döneceksiniz. "İhlâs" esaslı bir kültüre "rol" kavramını aşılayacaksınız. Ve bu ikisi bir arada yaşayacak!... 

Devamını oku...
 
Mekânın Halleri PDF Yazdır E-posta

Ahmet İnam
Prof. Dr., ODTÜ Felsefe Bölümü
 

Mekânın kaç hali vardır? Ahmet İnam’a göre yedi: “Kayıtsız”, “canı sıkılan”, “iç karartıcı”, “arsa olan”, “ironik”, “isyan eden”, “türkü söyleyen”; fakat bunlar öznel kriterlerle belirlendiği için sayıları artabilir de diyor yazar.

Mekân konusunda, mekânın sosyo-psikolojisi diyebileceğim, ama tamamen sosyal psikoloji açısından değil de biraz metaforlarla yürütülen bir resim çizmeye çalışacağım. Çünkü bana öyle geliyor ki, mekân ilk bakışta sıradan insanlar olarak bizim dışımızda duran bir şeydir. Biz bir mekân içinde yaşıyoruz, ama aynı zamanda mekân bizim içimizdedir. Dolayısıyla, birçok sıkıntımızın doğrudan doğruya kaynağı mekân değilse bile, birçok sıkıntımızı daha kötü biçimde, daha çaresiz biçimde yaşamamızın ardında mekân olabilir. Dolayısıyla 21. yüzyıl insanları olarak bizler insan olmamıza yakışan bir mekân düzenini acaba bulabildik mi?  

Devamını oku...
 
Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile söyleşi PDF Yazdır E-posta


Kaynak:
http://www.semazen.net/roportaj_detay.php?id=39

Kenan Gürsoy

Onu tanıyanlar Kenan Gürsoy isminin neredeyse ‘İstanbul Beyefendisi’ anlamına geldiğini bilirler. Bu beyefendi kişiliğin içinde, muhatabına doğru akmaya hazır bir fikrî derinlik, bu derinliği gösterişsiz kılan bir tevazu ve kendini ifade etme becerisi dikkati çeker. Bu yüzden olsa gerek kafalarımızdaki felsefeci imajıyla örtüşmez bu kişilik. Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı olan Gürsoy, felsefe denilen ‘elit işini’ fildişi kuleden indirmiş bir filozof olarak biliniyor. “Bir Felsefe Geleneğimiz Var mı?” adlı kitabıyla okumuş çocukların gündemine oturan Gürsoy’la Türk felsefesinin ufuk turunu yaptık.

-Sürekli olarak, felsefede cevaplardan çok soruların önemli olduğunu vurguluyorsunuz. Bu bir çeşit ‘kafası karışıklığın’ vurgusu değil mi?

Kafası karışık olmak bir felsefeci hali değildir, olmamalıdır. Tam tersine felsefeyi, zihni aydınlatma mesleği olarak tanımlamak lazım. Toplumumuzda böyle bir imaj varsa bu ya felsefecilerin kendilerini ifade edememelerinden ya da felsefeciler ve felsefe etkinliği ile kültürümüz arasında bir türlü köprüler kurulamamasından kaynaklanıyor olabilir. Felsefenin soru sormasına gelince… Bir fikir size dışarıdan, alışkanlıklar sonucunda, genel anlamda içinde bulunduğunuz toplumun peşin yargıları şeklinde verilmiş ve siz bunu kabul etmişseniz, bunlar üzerinde hiçbir ‘acaba’ sorusu, hiçbir değerlendirme ve derinleşme çabası yoksa burada felsefeden bahsetmemiz mümkün değildir. Bunun için sorgulama kavramını felsefenin başat kavramı olarak ele alıyoruz. Soru sormayı, itiraz etmek, benimsememek veya bigane kalmak olarak algılamamak lazım. Tam tersine daha çok nüfuz etmek, mahiyetini daha iyi kavrayabilmek ve verilmiş mananın derinliklerine daha iyi inebilmek için ‘acaba’ diyoruz.

Devamını oku...
 
Jean-Paul Sartre PDF Yazdır E-posta

 

Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), Fransız yazar ve filozof.

Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra, her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

 

Hayatı

Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından hapse atılmasının sonrasında direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu şartlarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı şekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü eseri de bu sırada yazıldı.( 1943 )

Devamını oku...
 
Varoluşçuluk Nedir? PDF Yazdır E-posta

 

Alm. Existenzialismus, Fr. existentialisme, İng. existentialism

 Varoluşçu felsefe düşüncesini temel olarak alan bütün düşünsel uğraşılara verilen ad.

Başlıca temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Merlaeu-Ponty, Simone de Beauvoir, Gabriel Marcel, Martin Heidegger ve Karl Jaspers'dir.

Fransa'da bir felsefe - edebiyat akımı olarak biçim almıştır. J. P. Sartre'a göre; varoluş özden önce gelir ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; insan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur. İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

Martin Heidegger Heidegger'e göre "İnsanın özü varoluşundadır." yani "dünyada-olma"sındadır. Yalnızca insan "gerçek varoluş"tur. Çünkü yalnız insan var olanın (kendisinin) sınırlarını aşıp varlığa adım atabilir. Yalnız insan var olan olarak kalmaz, kendini var olan olarak anlayabilir: bütün öteki şeyleri anlayabilmesinin temeli de budur. Böyle olunca varlıkbilim bütün öteki bilimlerin dayanağıdır; Heidegger ağırlık merkezi ahlak felsefesi ve insanbilim ile ilgili sorunlar olan her varoluşçu felsefenin karşısına bilinçli olarak bir varoluşçu varlıkbilim koymak ister; böylece varlığı var-oluşta arayarak felsefenin temel sorunu olan varlık felsefesine dönmüş olur. Varlığın (Sein) araştırılması gereken yer varoluştur (Existenz). İnsanın özü varoluşunda olduğuna göre, varoluştan kalkarak varlık sorusu yeniden düzenlenmelidir.

Karl JaspersJaspers, her varlıkbilimde, varoluşsal olanın bir katılaşması ve yozlaşması tehlikesini görür; onun yöntemi varoluşu açma, aydınlığa çıkarma (varoluş aydınlanması) yöntemidir; ama, kendi felsefesinin salt bir varoluş felsefesi olduğunu ileri sürmekle birlikte, kendisi de bilincin ötesine geçen bir fizikötesine yönelişiyle varoluş felsefesinin dışına çıkar.

Devamını oku...
 
Prof. Dr. Yalçın Koç: "Maya Anadolu’ya Türkistan’dan Gelen Kelamdır." PDF Yazdır E-posta


 ‘Anadolu mayası’ kavramlaştırması ile neyi kastediyorsunuz?

İnsan, insanlığını maya ile bilir. Maya olmadan insandan bahsedemeyiz. İnsanın kendini bilmesinden de bahsedemeyiz. Maya, esastır, özdür. Mayasını, aslını esasını bilen, gönlüne gelen, gönlüne çalınan kelamı bilen kendini bilir. Kendini bilmenin insan olmanın esası mayadır. Anadolu maya demek öz demek. Maya ile kastettiğimiz burada metafordur. Maya ile kastedilen Anadolu’ya Türkistan’dan gelen kelamdır. Bu kelam Anadolu’yu mayalamıştır. Bununla kastettiğimiz de insandır. Bu kelam olmadan beşerden insan olarak bahsedemeyiz. Anadolu’nun esası özü bu mayadır. Mayadır ne yapar. Nasıl yoğurt yaparız. Mesela yoğurdun bir mayası vardır. Sütü uygun koşullarda ısıtır ve maya çalarız. Maya çalındığı şeyi, sütü dönüştürür neye, yoğurda dönüştürür. Yani çalınan şeyin kimliğini değiştirir. Kimlik nasıl değişir. Özünü değiştirir. Özünü değiştirmek yoluyla değiştirdiği şeye birlik verir. O birlik itibariyle mayalanmış şey, dönüşmüş bir şeydir. Esası özü de o dönüşmüş şeyin ona çalınan mayadır.

Devamını oku...
 
İtalya’da Otonomculuk: Üç Tema, Üç Eleştiri PDF Yazdır E-posta


Otonomculuk
Bugün geçerli olabilecek her türden marksizmin niteliksel ihtiyaçları, coşkunluk, radikal anti-stalinizm ve medyanın filtrelediği bürokratlaşmış resmî politikanın kabuğu altında gelişen moleküler isyanları görecek keskin bir çift gözdür. “Otonomcu” marksizm bu niteliklere sahip ya da en azından sahipmiş gibi görünüyor.

Otonomcu marksizm, altmışlarda “işçici”, 1973 sonrası “otonomcu” olarak anılan solcu İtalyan akımlardan doğdu. İtalyan KP’si, diğer gelişmiş kapitalist ülkelerdeki KP’lerin en güçlüsüydü. Altmışların sonunda ve yetmişlerde İtalya şiddetli mücadelelere ve güçlü sol faaliyetlere tanık oldu. O dönem güçsüz olan troçkistlerin önemli bir bölümü, 1968’de yaşanan ayrışmanın ardından, maoizmin çeşitli varyantlarına iltihak etti. “Otonomculuk” bu mayanın ürünü.

Antonio NegriÖrgütlü bir akım olarak otonomculuk 1979 sonrası marjinalleşti. Antoni Negri ve diğer otonomcu yazarlar, özellikle ABD’dekiler yazmaya devam ettiler. Negri’nin Michael Hardt ile birlikte kaleme aldığı İmparatorluk kitabı çok büyük bir satış rakamına ulaştı. Otonomcu marksizm, bugünlerde farklı bir dizi politikayı içererek yoluna devam ediyor.

Bana kalırsa otonomcu marksizmin üç ana teması bugün için oldukça kıymetli. Ancak otonomcular bana göre bu üç temayı da onları mistifiye ederek geliştiriyorlar. Sosyal Forum’ların geliştirilmesi aracılığıyla bugün otonomcu marksistlerle yapılacak tartışma ve kurulacak diyalog bu temaların açıklığa kavuşmasına katkı sunacaktır.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 ve 4
FENOMEN
School Joomla Templates and Joomla Tutorials