|
Fredric Jameson 1934 yılında Cleveland, Ohio'da doğdu. Marxist edebiyat kuramcısı, edebiyat eleştirmeni ve teorisyeni.
Jameson, Münih'de ve Berlin'de okudu. Yale Üniversitesinde, Jean-Paul Sartre üzerine doktorasını yaptı.
Jameson'ın, toplumsal ve tarihsel Bütünlük ("Bütünsellik") temelli Yeni-Marxizmi, Marksist politik ve teorik düşünce içinde, Hegel'in içkin eleştiri (Immanennte Kritik) kavramının etkisinde ortaya konulmuştur. Bunun yanı sıra, Georg Lukács'ın, Ernst Bloch'un, Theodor Adorno'nun, Walter Benjamin'in, Herbert Marcuse'un ve Sartre'ın belirgin bir etkisi vardır. Jameson, 20. yüzyılın sonundaki koşulların tanımlanması olarak postmodernizmin çok tanınmış teorisyenlerinden biridir, ancak hiçbir surette bir postmodern teorisyen değildir. Onun çalışmaları daha çok postmodern düşüncenin yadsınmasına yöneliktir.
1950'li yıllarda Amerika'da o zamana kadar çok tanınmayan Batı marksizminin dogmatik olmayan bir yorumunun tanınmasını sağladı. Böylece, ABD'de Yeni Sol'un gelişmesine katkıda bulundu.
Jameson; "Marksizm ve Biçim" (Marxism and Form), Postmodernizm: Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı" (Postmodernism: The Cultural Logic of Late Capitalism) gibi kitaplarıyla bilinmektedir. Jameson, bir Marksist olarak geç dönem kapitalizm koşullarında Marksizmi eleştirel olarak yeniden kullanıma sokmaya yönelmiştir. Politika, Kültür ve Edebiyat üzerine kitapları yayınlamıştır. 2004 yılında ayrıca, almancada "Modernitenin Mitleri" adlı çalışması yayınlandı.
Çalışmaları
- Sartre, The Origins of a Style (1961)
- Marxism and Form (1971)
- The Prison-House of Language (1972)
- The Political Unconscious (1981)
- Late Marxism (1990)
- Postmodernism or the Cultural Logic of Late Capitalism (1991, essays)
- The Geopolitical Aesthetic (1992)
- The Seeds of Time (1994)
- The Cultural Turn (1998)
Türkceye çevrilmiş eserleri
- Edebiyat Yazıları, Metis yayınları.
- Biricik Modernite, Epos yayınları, çeviren: Sami Oğuz.
- Dil Hapishanesi, Yapısalcılığın ve Rus Biçimciliğinin Eleştirel Öyküsü, YKY, çeviren: Mehmet H. Doğan.
- Marksizm ve Biçim, YKY, çeviren: Mehmet H.Doğan.
- Kültürel Dönemeç, Dost kitabevi, çeviren: Kemal İnal.
|
|
Pierre-Felix Bourdieu (1 Ağustos 1930) - (23 Ocak 2002), Fransız sosyolog.
II. Dünya Savaşı sonrasının en yaratıcı ve en verimli araştırmacılarından olan Bourdieu günümüz sosyoljisinin temel kuramcılarından biridir. Orta öğrenimini Paris’in ünlü Louis Le Grand lisesinde tamamladıktan sonra École Normale Supérieure’de felsefe eğitimi gördü. Askerliğini yapmak üzere gittiği Cezayir’de Fransız sömürgeciliğini yakından tanıma fırsatı bulan düşünür, bu deneyiminin de etkisiyle felsefi yaklaşımını sosyolojik ve antropolojik açılımlarla pekiştirdi. 1959 ve 1962 yıllarında Sorbonne’da felsefe dersleri verdikten sonra, École des Hautes Études en Sciences Sociales’in müdürlüğüne getirildi; ayrıca Avrupa Sosyolojisi’nin de yöneticiliğinde bulundu. 1982’de, Collège de France’ta, kendisini akademiye kazandıran Raymond Aron'un ölümü sonrası sosyoloji kürsüsüne seçilen Bourdieu, aynı dönemde Actes de la Recherche en Sciences Sociales dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Eğitimden başlayarak çeşitli kültürel alanlardaki üretim, yeniden üretim, ayrışım mekanizmalarını inceleyen ve pek çok önemli çalışması bulunmaktadır. Avrupa Sosyoloji Merkezi'nin kurucusudur.
Yirmibirinci yüzyıl sosyolojisine miras kalacak en sistematik ve kapsamlı epistemolojik girişimin sahibidir. Farklı dönemde yaptığı çalışmaları esasen sosyolojisinin iki temel sorunu olan yeniden-üretim ve alan sorununun kapsamını derinleştirdiği çalışmalar olarak okunabilir. Ürettiği ekolün en ciddi temsilcisi öğrencisi Loic J. D. Wacquant'tır. Epistemolojik konumu doğurgan yapısalcılıktır. Bu yaklaşımın Anglo-Sakson dünyadaki bir benzeri eleştirel realizmdir.
Başlıca eserleri
La Distinction (1979), Le Sens Pratique (1980), Questions de Sociologie (1980), Homo Acedemieus (1984), Choses Dites (1987), Raisons Pratiques (1994), Sur la Télévison (1996), Les Régles de L’art (1998) YKY, 1999, Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar, İletişim (2003), Karşı Ateşler, YKY (2006) |
|
Ferdinand de Saussure (26 Kasım 1857 – 22 Şubat 1913) Cenevre doğumlu İsviçreli 20. yüzyılda dilbilimde kayda değer gelişiminin birçoğu için fikirleriyle temel hazırlamış dilbilimci. Genellikle 20. yüzyılın dilbiliminin ‘babası’ olarak kabul edilmektedir.
Hayatı
1857'de Cenevre'de, Sigmund Freud'dan bir yıl sonra, Emile Durkheim'dan ise bir yıl önce doğan Saussure, tanınmış bir doğabilimcinin oğluydu. Ailenin doğabilimleri konusunda güçlü bir başarı geleneği vardı. Saussure'ü erken yaşlarda dilbilimi çalışmalarına bir filolog ve aile dostu, Adolphe Pictet yöneltti. On beşinde, Fransızca, Almanca, İngilizce ve Latince dillerine Yunancayı da ekledikten sonra, Saussure genel bir dil dizgesi oluşturmaya çalıştı. Ve Pictet için, tüm dillerin kökünde iki ya da üç temel ünsüzden oluşan bir dizgenin olduğunu öne süren 'Diller Üstüne Deneme'yi yazdı. Pictet bu gencecik çabanın aşırı indirgemeci özelliğine gülümsemekten kendini alamamış olabilir ama daha okuldayken Sanskrit öğrenmeye başlayan, himayesi altındaki bu öğrencinin cesaretini kırmadı.
1875'te Saussure, Cenevre Üniversitesi'ne girdi. Aile geleneğini izleyerek fizik ve kimya öğrencisi olarak kayıt yaptırmakla birlikte Yunan ve Latin dil bilgisi derslerine girmeyi sürdürdü. Bu deneyim onu, mesleğinin dil incelemesi konusunda olacağına inandırdı. Çünkü yalnızca profesyonel bir dil derneğine, Paris Dil Bilimi Derneği'ne katılmakla kalmayıp Cenevre'de ilk yılının büyük ölçüde boşa gittiğini düşünerek onu Hint-Avrupa dillerini incelemek için Leipzig Üniversitesi'ne yollamalarının gerekliliğine ana babasını inandırdı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Metafor Olarak Mimari: Dil, Sayı, Para |
|
|
|
|
Japon düşünür, edebiyat eleştirmeni ve felsefeci Kojin Karatani, “Metafor Olarak Mimari: Dil, Sayı, Para” adlı kitabıyla, yapısöküm düşüncesinin sınırlarını; bu düşünceyi matematiğe, Marksizme, felsefeye ve mimariye taşıyarak genişletiyor.
Yapısöküm mantığını farklı düşünsel alanlara taşıyan Karatani, metafor kuramcılarının üzerinde önemle durdukları bir mantıktan yola çıkıyor aslında: Zoltan Kövecses’in “Metaphor: A Practical Introduction” adlı kitabındaki bir düşünce bu mantığın özet bir ifadesi olarak düşünülebilir: “Kuramlar binalardır.” Kuramların “yapı” ve türevlerine ilişkin metaforlarla dile getirilmesi, her “kuramın” kendi iç tutarlılığını kuran bir inşâ edilmişliği içinde barındırmasından kaynaklanmaktadır. Bu inşâ edilmişlik durumu ise, her inşânın kendi iç tutarlılığı gereği, bazı uyumsuz unsurların ayıklanması, dışlanması mantığını da beraberinde getirecektir.
Karatani, mimariyi bir metafor olarak ele alırken öncelikle Platon’dan çıkıyor yola; ve Platon’un “idea” düşüncesiyle bir metafor olarak mimariye karşı hayranlık, bir insan olarak mimara karşı ise hoşgörü duyduğunu dile getiriyor: Durum tıpkı Platon’un şairleri Devlet’inden dışlaması gibidir; çünkü Karatani’ye göre somut bir varlık olarak mimar, her türlü olumsallığa açık olmak zorundadır. Mimarın daima somut durumlarla yüzleşmek zorunda kalması, tasarlanan yapı ile yapılan yapı arasındaki uzlaşmaz gediğin mantığını da oluşturacaktır. Başka deyişle somut bir mimar “öteki”yle ilişki içinde olmak, bu ilişkinin getirdiği tavizlerle yaşamak zorunda kalandır; ve bu somut ilişkiler ideal tasarım düşüncesine aykırı sonuçlar üretebilir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Kojin Karatani İle Transkritik Üzerine Söyleşi |
|
|
|
|
Etiksiz Ekonomi Politikası Kördür - Ekonomik Kaygı Gözetmeyen Bir Etik Müdahale ise Boş
Ahmet Öz - Kojin Karatani
Ahmet Öz: İçinden geçtiğimiz küresel mali krizi de referans alarak soruyorum, Transkritik’in pratik siyasi konumunu, yani Kant’la Marx arasında bir köprü kurma ya da sizin deyiminizle “Kantçı eleştiri ve Marksçı eleştirinin birbirleriyle ilişkilendikleri bir mekân (uzam) yaratma” düşüncesinin nedenlerini Türkiyeli okurlarınız için açar mısınız? Ya da başka deyişle, bu iki “eleştiri”nin şu anki konjonktürde bir araya gelmesinin sizin açınızdan anlamı nedir?
Kojin Karatani: Kant benim için önemli, çünkü kendime, deyim yerindeyse, komünizmin metafiziğini yeniden kurma görevini verdim. Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi adlı eseri genellikle metafiziğin eleştirisi olarak anlaşılır, ki bu doğrudur. Ancak, Kant bunu metafiziği küçümsemenin “çağın modası” haline geldiği bir dönemde yapmıştır. Saf Aklın Eleştirisi’ni işte böyle bir zamanda metafiziği yeniden kurmak için yazmıştır. Metafiziğin yeniden kurulması, pratik (ahlaki) olanın yeniden kurulmasıdır. Tabii ki, “ahlaki olan”dan kastı aslında politik ve ekonomik olandır. Sermaye-ulus-devlet üçlüsünün aşıldığı (aufgehoben) “bir dünya cumhuriyeti”ni amaçlar. Elbette Kant’ı, alışılageldiği gibi, başka açılardan da okumanın mümkün olduğunu biliyorum. Ben öyle sıradan yorumlamalarla ilgilenmiyorum, zaten Kant yorumları üzerine tartışan akademik felsefecilerden de değilim.
|
|
Devamını oku...
|
|
Filozof dünyanın bütün seslerinin kendi içinde yankılanmasına izin vermeyi dener. Friedrich Nietzsche

- 15 Nisan 1844’de Röcken’de (Leipzig) doğdu.
- 1849’da babası öldü; Naumburg’a taşındılar.
- 1858-64 arasında gösterdiği başarı nedeniyle Schulpforta lisesinde parasız yatılı okudu. İlk edebiyat ve müzik denemelerini yaptı.
- 1864-65 Bonn’da ilkin ilahiyat, sonra klasik filoloji öğrenimi gördü. 1865’de hocası Friedrich Ritschl’in peşinden Leipzig’e gitti.
- 1867’de Diogenes Laertius üzerine bir çalışmasıyla üniversite ödülü aldı.
- 1868’de askerliğini yaptı. Richard Wagner’le tanıştı.
- 1869’da daha öğrenimi bitmeden Basel’de Yunan Dili ve Edebiyatı kürsüsüne atandı. Leipzig’de sınavsız ve mülakatsız doktor oldu.
- 1870 Ağustos-Ekim arasında Alman-Fransız savaşında sıhhiye eri olarak hizmet etti.
- 1872’de Müziğin Ruhundan Trajedinin Doğuşu adlı kitabının basılışının ve karşılaştığı yaygın reddin ardından nihai olarak filolojiden felsefeye döndü.
- 1876’da Wagner’le bozuştu.
- 1879’da sağlık sorunları sebebiyle profesörlüğü bıraktı.
- 1879-1888 arasında değişik yerlerde (Venedik, Sils Maria, Rapallo, Cenova) yaşadı ve kendisini yazıları ile sağlığına adadı.
- 1889’da zihinsel olarak çöktü.
- 25 Ağustos 1900’de ölünceye dek zihinsel çöküntü içinde ilkin Jena ve Naumburg’ta annesinin, 1897’den itibaren de Weimar’da kız kardeşinin bakımında yaşadı.
Eserlerinden Seçmeler
-
1889 veröffentlichte Werke aus dem Jahr 1888, die sich bereits vor dem Zusammenbruch Nietzsches im Druck befanden oder druckfertig vorlagen: - Götzen-Dämmerung - Nietzsche contra Wagner - Ecce homo (bereits im Druck, wird zurückgehalten und erscheint erst 1908) - Der Antichrist (druckfertiges Manuskript, erscheint 1895)
-
Der Fall Wagner (1888)
-
Zur Genealogie der Moral (1887)
-
Jenseits von Gut und Böse (1886)
-
Also sprach Zarathustra (1883-85)
-
Die fröhliche Wissenschaft (1882-87)
-
Morgenröthe (1881)
-
Menschliches, Allzumenschliches (1878-79)
-
Unzeitgemäße Betrachtungen (1873-76)
-
Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der Musik (1872)
Etkisi
Nietzsche, felsefe tarihinin en tartışmalı figürlerinden biridir. Alışıldığın dışında zekasıyla erken olgunlaşmış, klasik filoloji okumuş ve daha resmi olarak öğrenimini tamamlamamışken filoloji profesörü olarak atanmıştır. Felsefi önemi olan ilk eseri Müziğin Ruhundan Trajedinin Doğuşu, filologlar arasında öyle bir infial uyandırmıştır ki, Nietzsche, filoloji loncasından dışlanmıştır. Nietzsche klasik filoloji araştırmalarının temel unsurlarını kendi anlayışına göre yeniden düzenlemiş ve filoloji çevrelerince ciddiyetsiz bulunup reddedilecek bir antikite görüşü ortaya koymuştur. Gerçekte bu kitapta, sanatın negatif gelişim tarihinin kuramsal bir özetini yapmış ve estetik bir dünya görüşünün temellerini atmıştır. Arka planda, dünyanın anlamdan yoksunluğu yatar. Nietzsche’nin estetiğinin iki merkezi ekseni, insanı boşluğun uçurumundan koruyan Apollon’un ölçülü dünyası (“Apolloncu”) ile insana Apollon’un güzel görünüşlerinde dünyanın anlamsızlığını anımsatan ve böylelikle onu belli ölçüde yeniden gerçekliğe bağlayan Diyonisos’un dünya hasretidir (“Diyonisosçu”). Bu iki ilke arasındaki antagonizm, Nietzsche’nin sonraki bütün yapıtlarında belirleyici kalmıştır.
Nietzsche, pozitif felsefesi olarak “bütün değerlerin tersine çevrilmesi”ni açıklar. Bu çerçevede, “üst-insan” ve “bengi döngü” gibi çoğunlukla en yanlış anlaşılan kavramları kullanır. Ama Nietzsche’nin felsefesi bir şimdiki-zaman-felsefesi olduğu için, “Amor fati” (“yazgı aşkı”) kavramı, insan-dışı olana aşk, merkezi bir konuma yerleşir. “Amor fati” bir parça tersine-çevirme anlamına gelir; nihilizm, varoluşun anlamsızlığı, şikayet konusu yapılmaz; tersine, evetlenir (“dünyaya Diyonisosçu evet deyiş” ). Ancak Nietzsche, pozitif felsefesinin baş yapıtını yazamaz. Eserlerinin etkisi gecikmeli olarak görülür. Ölümünden sonra. Güçlü fakat tıpkı kendi felsefesi gibi karmaşık olarak. Hiç kuşkusuz, bu karmaşıklığa kız kardeşi Elisabeth Förster-Nietzsche’nin ciddiyetsiz editörlüğünün katkısı büyük oldu. |
|
"Felsefe adını taşıyan her şeyi felsefenin kendisiyle karıştırmamak gerekir." Karl Jaspers

- 23 Şubat 1883’te Oldenburg’ta bir banka müdürünün oğlu olarak doğdu.
- Babasının isteği üzerine liseden sonra ilkin Freiburg ve Münih’te hukuk öğrenimi gördü. Bu dönemde akciğer ve kalp hastası olduğu anlaşıldı. Bu onu hayatı boyunca her türlü fiziksel zorlanmadan geri durmaya mecbur bıraktı.
- 1902-09 arasında Berlin, Göttingen ve Heidelberg’te tıp okudu. 1909’da Nostalji ve Suç başlıklı teziyle doktorasını verdi.
- 1909-15 arasında Heidelberg’te psikiyatri kliniğinde asistan olarak çalıştı. Sosyolog Max Weber’le dostluğu başladı.
- 1913’te W. Windelband’ın yanında Genel Psikopatoloji yazısıyla psikoloji doçenti oldu.
- 1916’da Heidelberg’te psikoloji alanında kadrosuz profesör oldu.
- 1921’de Heidelberg’e felsefe profesörü olarak atandı. Oradaki öğrencileri arasında Hannah Arendt de vardı.
- Nazi idaresi esnasında Jaspers, Yahudi eşinden dolayı baskı gördü. 1937’de emekliye sevk edildi. 1943’ten itibaren yayım yasağına uğradı.
- Jaspers savaş sonrasında Heidelberg Üniversitesi’nin yeniden inşasına önemli katkıda bulundu. 1948’de, Basel’e felsefe kürsüsüne gitti.
- 1958’de Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü’nü aldı.
- 26 Şubat 1969’da Basel’de öldü.
Eserlerinden Seçmeler
-
Wohin treibt die Bundesrepublik? (1966)
-
Der philosophische Glaube angesichts der Offenbarung (1962)
-
Die großen Philosophen (1957)
-
Von der Wahrheit (1947)
-
Vernunft und Existenz (1932)
-
Philosophie I-III (1935)
-
Die geistige Situation der Zeit (1931)
-
Psychologie der Weltanschauungen (1919)

Etkisi
Jaspers’in varoluş felsefesinde insan, eylem kararları almaya mecbur olduğu anlamsız bir gerçeklik içinde ve güvenilir tutamak noktalarından mahrumdur. Ne en son bir bilgiye, ne de güvenilir inanç doğrularına sahip olduğu bu sürekli güvensizlik durumunda, Jaspers, insana, varoluşunun aldanışsız bir resmini elde etmekte yardımcı olmayı ister. Böylece insan, olanaklarını o ölçüde gerçekleştirebilme cesareti kazanır.
Heidegger’e benzer biçimde Jaspers de insana “asıl varlığına” erişmesinde rehberlik etmeyi dener. Jaspers’te, insanın varlığından (Existenz) ve varlığının (Dasein) sonluğundan emin olması “aşkınlık”a (Transendenz) işaret eder. İnsan şimdi metafizik yapabilir ve “mutlak”a ilişkin sorular sorabilir. 19. yüzyıl yorumbilgisi (hermeneutik) geleneğinde (Dilthey); Yeni-Kantçı okulun kültür felsefesi dalında (Windelband, Rickert); Nietzsche, Heidegger ve daha sonra da Gadamer’de olduğu gibi, Jaspers de, doğa bilimi kavramlarının dışında kalan ve hakkında doğa biliminin fikir yürütemediği sorunları düşünmeye koyulur. Bunlar varoluş felsefesinde her şeyden önce insanın kendi sonluluğu, yaşam tasarılarının boşunalığı, dünya deneyiminin belirsizlikleri ve ölüme ilişkin akılsallaştırılamayan bilgi karşısındaki olanaklarına ve başarısızlıklarına dair sorunlardır.
|
|
"Filozoflar dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiler, oysa önemli olan onu değiştirmektir." Karl Marx

- 5 mayıs 1818’de Trier’de doğdu.
- 1835’te hukuk okumaya Bonn’a, ertesi yıl da Berlin’e gittir. Henüz beş yıl önce ölmüş olan Hegel’in hala belirgin bir biçimde varlığını sürdüren felsefesinin etkisiyle felsefe ve tarihe yöneldi.
- 1841’de Epikuros ve Demokritos üstüne teziyle doktorasını verdi.
- 1842-1843 arasında Köln’de çıkan Rheinische Zeitung’un başyazarlığını yaptı. Aynı yılın haziranında Jenny von Westphalen ile evlendi ve ekimde Almanya’dan ayrılarak Paris’e gittiler.
- 1843-1845 arasında Arnold Ruge ile Deutsch-Französische Jahrbücher’i çıkardı, dergi birinci sayısından sonra yayınına son verdi. Friedrich Engels ile dostluğu başladı.
- 1845’te Fransa’da bulunması yasaklandı, Brüksel’e yerleşti (1845-1848).
- 1848’de Engels ile birlikte yazdıkları Komünist Manifesto Londra’da yayımlandı. Belçika’dan sınır dışı edildi.
- 1848-1849 arasında yasaklanana dek Köln’de Neue Rheinische Zeitung’u çıkardı. Prusya’dan sınır dışı edildi.
- 1849’dan itibaren Londra’da yaşamaya başladı.
- 1857’de iktisat yapıtına bir “genel giriş” ile Marx “iktisadına” ilişkin kapsamlı bir tasarıyı ilk kez ana hatlarıyla ortaya koydu.
- 1859’da ilk iktisat yazısı olan “Ekonomi Politiğin Eleştirisi”ni yayımladı.
- 1861’e dek tuttuğu defterler Kapital’in ilk metnini oluşturdu.
- 1864’te Uluslararası İşçiler Birliği’nin (Birinci Enternasyonal) kurucuları arasında yer aldı.
- 1867’de Marx Kapital’in ikinci cildi üstünde çalışırken birinci cilt yayımlandı. 1873’te bu cildin ikinci baskısı yapıldı. Marx’ın bıraktığı notları Engels bir araya getirdi ve öbür iki cildi onun ölümünden sonra yayımladı. Marx’ın ömrünün geri kalan yılları notları üstünde çalışmakla, Kapital’in ikinci cildini yazmakla ve pratik olarak başarısızlığa uğramış Enternasyonal’den ayrıldıktan sonra (1873) –Rus anarşisti Bakunin’e, ulusal ekonomici Eugen Dühring’e, sosyal demokratların Gotha programına, vd. karşı- politik hareketlilik ile geçti.
- 14 mart 1883’te Londra’da öldü.
Eserlerinden Seçmeler
- Das Kapital, Buch I (1867)
- Die achtzehnte Brumaire von Louis Bonaparte (1851)
- Das Kommunistische Manifest (gemeinsam mit F. Engels) (1848)
- Zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie (1844)
Etkisi
Marx’ın yapıtlarının geniş ve kapsamlı bir etki yaratmış olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. “Gerçekçiliğe” dönüşlerin yüzyılı olan on dokuzuncu yüzyılda onun toplum kuramına ilişkin bir “gerçekçiliğe” yönelişi belki de bunların içinde en kökten olanıdır. Aynı zamanda düşüncesi büyük ölçüde son büyük idealist Hegel’in düşüncesine yakındır. Marx, Hegel’den kavram-eleştirel bir araç olarak diyalektiği öğrenmiş ve onu “gerçek” tarihsel süreçlere uygulamıştır. Ekonomik sorunun toplum eleştirisinin aracı olarak değer kazanması ise yeni bir öğedir. Böylece Marx felsefeye önemli ölçüde bir “toplumsal çözümleme bakışı” kazandırmıştır.
Çağdaş toplum felsefesi ve sosyolojinin oluşumu onsuz düşünülemez. Her ne kadar Marksist tarih modeline zamanında kuşkuyla yaklaşılmış olsa da, Max Weber, Georg Simmel, Emile Durkheim, Talcott Parsons, Norbert Elias gibi sosyologlar, Adorno ve ardından Habermas gibi toplum kuramcıları, Marx’ın önermelerine dayanarak –ister onlara karşı çıkarak ister onlarla tartışarak olsun- kendi kavramlarını oluşturmuşlardır. Marksist toplum eleştirisini yeniden canlandırmaya yönelik girişimler günümüzde daha çok Marx’ın erken dönem yazılarında aranmaktadır. |
|
|