beyaz esya servisiizmir evden eve nakliyat
 

FENOMEN

Felsefe Dünyası

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
hd film izle film izle demirdöküm demirdöküm servis bosch servis vaillant servis eca servis ariston servis
Fenomen: Felsefe Dünyası

III. Uluslararası Felsefe Kongresi

E-posta Yazdır PDF

III. Uluslararası Felsefe Kongresi

“Gelenek, Demokrasi ve Felsefe”

Güncel tartışmalara şöyle bir baktığımızda her gün üzerine düşünülen, konuşulan, yazılar yazılan bir kavram olarak karşımıza çıkar demokrasi. Ancak, demokrasi üzerine konuşulurken kavramın bağlamından kopartıldığını ve içinin boşaltıldığını da görmekteyiz. Demokrasi kavramıyla zaman zaman birlikte ele alınan, zaman zaman da farklı bir şeye vurgu yapmak için kullanılan bir başka kavram da gelenek kavramıdır. Gelenek kavramı içine yerleştirilen birçok şeyin bağlantısız olduğu görülmektedir. “Demokrasi kültürü”, “demokrasinin üç sacayağı”, “geleneğimizde böyle şeyler yoktur”, “gelenekten gelen şeyler”, “gelenekten geleceğe nasıl bir yol almamız gerektiğini tartışmalıyız” gibi ifadelerle hep karşılaşmaktayız. Ancak ne acıdır ki, bütün bunlarla yeterince hesaplaşmamaktayız. Bu hesaplaşma gündelik tartışmalarla yapılamaz. Bu hesaplaşmayı konunun özüne inerek yapmak gerekmektedir. Bunu yapmak da ancak felsefi bir bakışla olabilir. Felsefe burada işin içinde olmalıdır hep. Şimdi, uzun zamandır unuttuğumuz şöyle bir soru sormanın zamanı gelmiştir. Gelenek nedir? Demokrasi nedir? İşte ancak bu sorularla gelenek ve demokrasi kavramları ve bu kavramlarla kavranan şey hakkında yeterli bir bilgiye sahip olunabilir. Oysa yapılan şey kavramların özüne inmek kavramların ne’liği üzerine düşünmek yerine, konunun etrafında dolanıp, retorik sanatını kullanarak, göz boyamak olmaktadır. Ancak felsefenin ışığıyladır ki, kavramlar aydınlığa kavuşur ve sağlam bir zemine oturtulabilir.

Öte yandan demokrasi düşüncesinin olgunlaşması için, kültürün olgunluk düzeyine ulaşması gerekmektedir. Bu da ancak bir bilincin gelişmesiyle olabilir. Bu bilinç de felsefi bakışın yaygınlaşması, felsefenin hayatın içine nüfuz etmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle gelenek ve demokrasi konularına felsefi bir bakış elzem hale gelmektedir. Bu kongre, bu bakışın oluşmasına katkı sunmak için düzenlenmektedir.

Gelenek, demokrasi ve felsefe ilişkisi söz konusu olduğunda, şu sorularla hesaplaşmak gerekmektedir: Gelenek ne demektir? Tarih ve gelenek arasında nasıl bir bağ vardır? Gelenek ile kültür arasında nasıl bir ilişki vardır? Gelenekten ne alabiliriz? Felsefi bir geleneğin oluşması nasıl mümkün olabilir? Gelenek ile din arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Demokrasi ne demektir? Gelenek ile demokrasi ilişkisi hakkında neler söylenebilir? Demokrasiden vazgeçebilir miyiz? Demokrasi ve laiklik arasında nasıl bir ilişki vardır? Demokrasinin alternatifi var mıdır? Demokrasi ve hukuk ilişkisi nasıl olmalıdır? Hukuk devleti ifadesi demokrasinin neresinde durmaktadır? Demokrasi ve felsefe ilişkisi üzerine neler söylenebilir? İktidar konusunda nasıl bir çözümleme yapılmalıdır? Bir demokraside kurumlar arasındaki ilişki nasıl olmalıdır? Sanatın bir demokrasi kültürünün oluşumundaki rolü nedir? Ütopya demokrasinin yerleşmesi için hangi imkanları sunar?

Bütün bu sorularla hesaplaşmayı denemek ve gelenek ile demokrasi kavramlarına yeni ve farklı bakışlar ortaya koyabilmek için “Gelenek, Demokrasi ve Felsefe” başlıklı bir kongre düzenlemeyi uygun gördük.

Devamını oku...
 

HAMAMÖNÜ SÖYLEŞİLERİ: DOÇ. DR. MEHMET VURAL

E-posta Yazdır PDF

Türk Felsefe Derneği 4 Ocak 2014 Cumartesi günü saat:19:00'da
Altındağ Belediyesi Kabakçı Konağında
Doç. Dr. Mehmet Vural'ı misafir ediyor
tüm felsefe dostları davetlidir.

   

Her Bilimin Arkasında Bir Felsefe Vardır

E-posta Yazdır PDF

Her Bilimin Arkasında Bir Felsefe Vardır 

Açılım Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 10, Kış 2001, s.20-25
Hazırlayanlar: Nurcan Aydoğan, Selma Güler*

Hocam, öncelikle sizi biraz tanıyalım istiyoruz. Siz hem fizikçisiniz, hem felsefeci. Ve tarihle de çok yakından ilgilendiğinizi biliyoruz. Bu ilgi nereden kaynaklanıyor?

Memnuniyetle. Buna mültidisipliner çalışma adı verilir, önce onu söyleyeyim. Mültidisipliner, yani çok disiplinli. Bu en zor çalışma türlerinden biridir. Bu her iki disiplin de veya ikiden fazla ise çoğul olarak disipliner, her birisi için de belli bir müktesebati mecburi kılar.

Benim ilk kariyerim elektrik mühendisliğidir. Elektrik mühendisliğini de yaptım, 8 sene kadar uğraştım onunla. Sonra şu anda bulunduğum fakülteye fizik bölümüne öğretim görevlisi olarak girdim. Aynı zamanda hem fizikte hem felsefede çalışmalarımı yürütmeye devam ediyorum veya gayret ediyorum. Bu ilgi bir nevi fıtri bir temayüldü. Mühendislik yaptığım yıllarda dahi felsefi mahiyette eserler okurdum. Nitekim ondan sonra felsefe mastırına girdiğim zaman lisansta felsefe okumuş olan öğrencilerle yarıştım. Sözgelimi, fabrikada çalıştığım yıllarda, teneffüs aralarında boş zamanlarımda buna benzer eserler okurdum. Notlar çıkarırdım, özetler çıkarırdım. İlk çıkardığım felsefe tarihi özeti çalıştığım fabrikadaki bobinaj atölyesinin bobinaj fişlerinin arkasına yazılmıştır. Tabii zaman ilerledikçe mühendisliği yapamayacağımı hissettim. Entellektüel olmak isteyen birisi için fabrika adeta bir hapishane gibidir. Ondan dolayı mühendislikten ayrıldım. Üniversiteye geldiğim zaman buranın bir "Platon Akademiası" olmadığını biliyordum ama bu kadarını da tahmin etmiyordum doğrusu. Onun için üniversiteye gelmekle hayli ciddi mânâda bir ınkisar-ı hayale uğradığımı da söylemekte fayda var.

Devamını oku...
 

Panteizm ve Panenteizm Tartışmaları Arasında Spinoza

E-posta Yazdır PDF

Panteizm ve Panenteizm Tartışmaları Arasında Spinoza

Spinoza between Pantheism and Panentheism Discussions

MUSA KAZIM ARICAN

Yıldırım Beyazıt University

Abstract:

In this article examines whether Spinoza was a pantheist or not as it widely accepted. When it was considered interpreta-tions of Spinoza’s commentators and philosophy historians, he could be supposed to be pantheist in general. Nonwithstanding, when considering Spinoza’s works first hand, it is pointed out that naming his system as panentheism instead of pantheism is more feasible.

Keywords: Spinoza, God, pantheism, panentheism, transcendent, immanent.

Giriş:

Felsefe geleneğinde, felsefesi en tartışmalı olan filozofların başında Spinoza gelmektedir. Özellikle onun felsefesinin panteizmin en tipik örneği olduğu söylemi bu tartışmaların doruk noktasını oluşturmaktadır. Tabii ki panteizm tartışması Tanrı tasavvuruyla ilişkili bir husustur. Acaba Spinoza iddia edildiği gibi panteizmin en tipik savunucusu mudur? Panteizmin en sistemli savunucusu Spinoza mıdır? Biz bu yazımızda bilinenin aksine Spinoza felsefesinin panteizmle değil panenteizmle ilişkili olduğunu savunmaktayız. Spinoza’nın felsefesi niçin panteizm olarak adlandırılamaz? Doğrudan Spinoza’nın eserlerine ve yazdıklarına başvuracak olursak, Spinoza’nın Tanrı anlayışının dolayısıyla felsefesinin panteizm olarak değil, panenteizm olarak adlandırılmayı hak ettiğini görürüz. Oysa Spinoza’nın eserlerine ve yazdıklarına değil Spinoza yorumcularına ve yazdıklarına bakacak olursak, çoğunlukla Spinoza’nın Tanrı anlayışının, dolayısıyla felsefi sisteminin panteizm olduğunun bize dikte edildiğini görmekteyiz.

devamı >>>

 

TÖRE Ankara Sohbetleri

E-posta Yazdır PDF

Türk Mitolojisi / Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu

Türk Mitolojisi

 

Türk Tefekkür Dünyası Bilgi Şöleni

E-posta Yazdır PDF

Türk Ocakları’nın 100. ve Pamukkale Üniversitesi’nin kuruluşunun 20. Yılı anısına 6-7 Aralık 2012 tarihleri arasında “Türk Tefekkür Dünyası Bilgi Şöleni”ni düzenliyoruz.

Düşünce sığlığının yaşandığı günümüzde tefekkür dünyamızın engin iklimini hatırlamak ve geleceğimizi kirlilikten arınmış, “irfanı hür, vicdanı hür” ilim ve irfan dünyası zengin bir nesle devretmek maksadıyla, “Türk Tefekkür Dünyasına” hizmet vermiş, bu alanda çalışmalarda bulunmuş ve bulunacak olan siz değerli bilim insanlarının, araştırmacıların ve tefekkür edenlerin bilgi şölenini onurlandırması bizleri mutlu edecektir.

Bilgi Şöleni’nde tek tek konu başlıkları belirlenmemiştir. İslamiyet öncesinden bugüne Türk tefekkürüne veya düşüncesine ilişkin çalışmalar Bilgi Şöleni’nin konusunu oluşturmaktadır. Konaklama ve yeme-içme giderleriniz tarafımızdan karşılanacaktır. Bilgi Şölenimiz hakkında daha geniş bilgiye Bilgi Şöleni web sayfasından ve sekreteryadan ulaşılabilir.

Bilgi şölenine yapacağınız katkıyı bekler, şimdiden teşekkür eder, bu vesile ile selam ve saygılarımı sunarım.

Bilgi Şöleni Düzenleme Kurulu Başkanı
 
Prof.Dr. Selahittin ÖZÇELİK      



Devamını oku...
 

DOSTLUK ÜZERİNE - FETHİ GEMUHLUOĞLU

E-posta Yazdır PDF

Fethi Gemuhluoğlu

 DOSTLUK ÜZERİNE

FETHİ GEMUHLUOGLU'nun, 22 Kasım 1975 tarihinde 'Dostluk' üzerine irticâlen yaptığı konuşma.

Kalbimi oymuşlar, oymuşlar da şimallim
Hayâlini, resmini değil
Seni koymuşlar içine;
Onun içindir adınla atışı…

Efendim,

Evveli, âhiri, zâhiri, bâtını selamlarım. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah. Sâhib’i selâmlarım. Sâhib-i Hakîki’yi selâmlarım. Sağımı, solumu, önümü, ardımı selâmlarım. “Levlâke Sırrının Mazharı”nı selâmlarım. Vâlidesini, Hadîce Vâlidemi, Fâtıma Vâlidemi selâmlarım. Cihâr-ı Yâr-ı Güzîn’i selâmlarım. Erkân-ı Erbaa’yı: Selmân’ı, Mikdâd’ı, Ammâr’ı, Ebu-Zerr’i selâmlarım. İmâmeyn’i Muhteremeyn’i selâmlarım. Tâife-i ecinnîyi selâmlarım, mü’minlerini ve müslimlerini. Ve sizi selâmlarım.

Peygamber-i Ekber bir hadîs-i nebevîlerinde buyuruyorlar ki, “Önce selâm, sonra kelâm”. Önce sizi selâmlıyorum. Yine Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki bir hadîs-i nebevilerinde, “Önce refîk, sonra tarîk”. Önce yolda yoldaş, sonra yol.

Dostluk üzerine konuşmak gibi, hiç mu’tâdım değil konuşmak. Elli üç yaşındayım. Kırk senedir söz orucu tutuyorum. En az yirmi senedir, yirmi beş senedir yazı orucu tutuyorum. Ne yazarım, ne çizerim. Zaten okur-yazar takımından da değilim. Ama bu sözleri size sanki bir vedâ gibi, sanki son sözlerim gibi… “Hâl sârîdir” buyurulmuştur. Maraz da sârîdir. Dilerim ve umarım ki, benim marazım sârî olmasın ve burada şevk sârî olsun, cezbe sârî olsun ve aşk sârî olsun.

Tabiî, ezelde aşk vardı. “Levlâke levlâke lemâ halaktü’l-eflâk”de kâinâtın aşk için halk edildiği meydanda. Onu… Eşrefoğlu diyor ki:

Yoğ idi levh ü kalem, aşk var idi
Âşık u ma’şûk u aşk bir yâr idi
Âşık u ma’şûk u aşk bir yâr iken
Cebrâil ol arada ağyâr idi

Cebrâil, Cibrîl-i Emîn, Nâmûs-ı Ekber ol arada ağyâr idi, der. Demek ki, kâinât, eflâk aşk üzere, dostluk üzere halkedilmiştir.

Size bazı dostluk, remzî de olsa bazı dostluk hikâyeleri anlatmak isterim. Bu hikâyeler hakîkatın ta kendisidir. Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, O’na Şâh-ı Velâyet denir. Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr’dır. Kucağında, mübârek bir emânet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübârek emânet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebû-Bekr’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.

Devamını oku...
 


Sayfa 2 - 8

İSLAM FELSEFESİ

DİĞER DÜŞÜNCE SİSTEMLERİ